|
 |

Vakit Gazetesi, Mayıs 2008 |

Milli Gazete, Mayıs 2008 |

Bugün Gazetesi, 30 Mayıs 2008 |

Yeni Şafak Gazetesi, Mayıs 2008 |
- YENİ -
"... (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve haksızlığa maruz kaldık (uğradık)." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)
"Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.
Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda (sürgüne) maruz kalacaklardır."
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)
Peygamber Efendimiz (sav)'in sözlerinde görüldüğü gibi, Hz. Mehdi ve neslinin hepsi azap, işkence, iftira ve baskıya uğrayacaktır. Hz Ali (ra)'den itibaren bu böyle başlamıştır. Hz. Mehdi de dahil bu şekilde devam edecektir. Bu rivayetler bunu gösteriyor. Hz. Mehdi'nin hakimiyetinden sonra ortam altınçağa dönecektir. Fitne, fücur, zulüm ve haksızlığa uğrama dönemi sona erecektir. |
- YENİ -
 
Ahmet Vardar önce kendi oğlunu ıslah etsin, sonra etrafına akıl vermeye kalksın.
Bahadır Vardar'ın faaliyetlerinden, hakkında açılan davalardan babasının haberi var mı?
Ahmet Vardar, Sayın Adnan Oktar ile uğraşacağına kendi oğlunu terbiye etmeye çalışsa daha iyi olmaz mı? Poliste verilen ifadelerin geçersiz olduğunu herkes bilir. Sayın Adnan Oktar savcılıkta da, mahkemede de, poliste verdiği ifadeleri reddetmiştir ve işkence altında verdiğini söylemiştir. Ahmet Vardar'ın kendisi o devirde polis sorgusuna girseydi, bülbül gibi şakırdı. Sayın Adnan Oktar'ın anlattıklarının on mislini katarak anlatırdı. |
- YENİ -
 
Ahmet Vardar'ın oğlu hakkında açılan şu davalardan haberi var mı?
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) Savcılığınca örgüt kurmak suçundan 2007/977 sor. sayılı tahkikat yürütülmektedir. Ayrıca suça teşvik suçundan 2007/9239 sor. numarasıyla Üsküdar Savcılığınca tahkikat yürütülmektedir. Türk mahkemelerine, Türk yargısına ve hükümete yönelik suç teşkil edecek sözlerinden dolayı dava açılmıştır. Ayrıca Atatürk'e yönelik çirkin ifadelerinden dolayı da dava açılacak. İstanbul DGM'deki (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bu bilgiler mevcut. Buradan gerekli bilgiyi öğrenebilirsiniz. |
ANADOLU AJANSI'NIN DAHA ÖNCE DE VERDİĞİ
PEK ÇOK ASPARAGAS HABER VARDIR
Anadolu Ajansı'nın asparagas ve yalan haberleri ile ilgili kendi açıklamaları şöyledir:
Anadolu Ajansı'nın, BAV mensuplarıyla ilgili zamanaşımıyla sonuçlanan mahkeme kararının, Yargıtay tarafından bozulduğu şeklindeki haberi tümüyle gerçek dışıdır. Yargıtay'ın resmi bildirilerinde, bu konuda henüz herhangi bir karara varılmadığı belirtilmektedir. Bu durum, ortaya atılan bu asparagas haberin yargı kararını etkileme ve kamuoyunda infial oluşturma amaçlı olduğunu göstermektedir. Nitekim Anadolu Ajansı'nın daha önce de verdiği pek çok asparagas haber vardır. Bu asparagas haberlerden basında gündeme getirilenlerden bazıları şöyledir:
1- Anadolu Ajansı haberinde "Elazığ'da bir operasyonda ele geçirilen dökümanda Fethullahçıların Emniyet'teki yapılanmasını ortaya koyan somut bilgiler ele geçirildi." demişti. Bu konuda iddiaların dayandırıldığı Elazığ Emniyet'inin görüşlerine başvurulduğunda ise, Emniyet Müdür Vekili Hüseyin Akay, bu haber yapılırken Anadolu Ajansı'nın kendilerinden bilgi almadığını belirtti. Akay, "adı geçen şahsın ne Hizbullahçı, ne Fethullahçı, ne de PKK'lı olduğu konusunda elimizde bir bilgi yok" açıklamasıyla ajansın haberini yalanladı. Sonuçta ajansın sözlerinin aksine 'Emniyet'te Fethullahçı yapılanma iddiaları'nın asılsız ve asparagas haber olduğu ortaya çıktı.
http://tr.fgulen.com/content/view/3528/77/
2- Anadolu Ajansı, bacakları, raydan çıkan Kurtalan ekspresinin vagonlarından birinin altında kalan uzman çavuş Mustafa Kemal Aspar'ın, olay sırasında "kendi bacaklarına 7 el ateş ettiğini ve böylece iki bacağını birden kopardığını" yazmıştı. Ertesi gün ise, bir gün önce Anadolu ajansının haberine dayanarak bu olayı aktaran tüm gazeteler, bu haberin asparagas olduğunu duyurdular. Gerçekte uzman çavuş bacaklarına değil, yardım istemek için havaya ateş etmişti. Anadolu ajansı bir kez daha asparagas bir habere imza atmıştı.
http://www.medyakronik.com/arsiv/110102m.htm
3- Anadolu Haber Ajansı, AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen için güya "Türkiye'ye tam üyelik değil, AB'yle özel ilişki önerdik" şeklinde bir açıklama yaptığını duyurdu. Bu asparagas açıklama Sayın Rauf Denktaş'ın da yanlış bilgilendirilmesine ve hayali senaryo üzerine yanlış yorumlar yapmasına neden oldu. Verheugen, Anadolu Haber Ajansı'nın maksatlı olduğu şeklinde yorumlanan bu yalan haberini gecikmeksizin yalanlandı. Anadolu Ajansı'nın asılsız bir haber daha vermiş olduğu onrtaya çıktı. http://www.stwing.upenn.edu/~durduran/hamambocu/authors/erk/erk6_11_2003.html
4- Anadolu Ajansı'nın, İnsan Hakları Derneği hakkında verdiği yalan haber ile hedef göstermesi sonucunda derneğin genel merkezi polis tarafından basılarak arandı. Polis baskının gerekçesi Anadolu ajansının, "İHD'nin Yunanistan'dan para aldığı" şeklindeki asparagas haberiydi. Ancak Anadolu Ajansı'nın, Yunanistan Haber Ajansı ANA'ya dayandırarak verdiğini söylediği haberin Yunanistan'daki orjinal metni incelendiğinde, AA'nın haberinin gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.
http://www.ihd.org.tr/basin/bas20010125ist.html
5- Anadolu Ajansı, asparagas haberle, isimlerini de belirterek Danıştay'da saldırıya uğrayan üyelerden bazılarının öldüğünü duyurarak, pek çok ailenin büyük bir acı ve yıkım yaşamasına neden oldu. Saatlerce bu yalan haberin gündemde kalmasının ardından, yetkili ağızlardan yapılan açıklamalarda gerçekte hiç "ölü olmadığı" belirtildi. Anadolu Ajansı verdiği yalan haberle pek çok ailenin mağdur olmasına neden oldu.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187658
6- Anadolu Ajansı tarafından "Şanlıurfa'da yurtta iki genç kızın tacize uğradığı" haberini duyurdu. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, böyle bir taciz olayı olmadığını belirterek Anadolu Ajansı'nın haberinin gerçekdışı olduğunu söyledi. Nimet Çubukçu, ajansın haberi doğrulamak için kendisine ulaşamadıkları şeklindeki iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirtti. (Bugün, 02.11.2005)
7- Dönemin Diyarbakır valisi Nazif Kayalı, Anadolu Ajansı'nın, Diyarbakır'ın Avdalı köyünde yaşanan "Ahırda Eğitim" konulu haberinin gerçekleri yansıtmadığını ve düzmece olduğunu belirtti. Haberi yapan AA muhabirleri hakkında soruşturma yürütüldü. (Akit, 31. 08. 1998)
8- Anadolu Ajansı, Cezayir Cuntası tarafından geçilen ve "Müslümanların kadın ve çocukları katlettiği" iftirasına dayanan bir habere, hiçbir araştırmaya tabi tutmadan geniş çapta yer verildi. İngiliz Observer gazetesinde bu haberin gerçekte yalan olduğu; Cezayir'de kadın ve çocuklara yönelik vahşi saldırıların cunta tarafından yapıldığını ifşa edildi. Ancak AA bu durumu dikkate almadı ve asparagas haberlerine devam etti. (Akit, 30.05.1997)
9- Anadolu Ajansı, Maliye Bakanlığı'nın Kombassan Holding'e 2,5 trilyon liralık vergi cezası kestiğini duyurdu ve haber tüm TV kanallarında yayınlandı. Haber, Holding Yönetim Kurulu Başkanı tarafından şiddetle protesto edildi ve ilgili kurumlar hakkında tazminat davaları açılacağını belirtti. (Akit, 29.09.1998)
10- Anadolu Ajansı, Ergani Lisesi'nde okuyan oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında taşlı sopalı kavga çıktığını, olaylada 6 öğrencinin yaralandığını, 25 öğrencinin de tutuklandığını belirtmişti. AA muhabiri hakkında Emniyet görevlilerince soruşturma başlatıldı.
BASINDA ANADOLU AJANSI'NIN YALAN HABERLERİ HAKKINDA YER ALAN YORUMLAR
... Fırat Havzası Gazeteciler Birliği Başkanı Şükrü Kacar, devlet ajansının bu tür haberler yaparken mutlaka yetkili mercilere sorması ve detaylı bir araştırma yapması gerektiğini belirtti... "Anadolu Ajansı devletin resmi haber kurumu olmasına karşın araştırma yapmadan haberi servis yapmış..." Kacar, "Basın Kanunu gereği devam eden bir adli soruşturmada, soruşturmanın yürümesi hariç, onun içeriği ile hakimin kanaatine etki edecek haber yapılamaz." Dedi. http://tr.fgulen.com/content/view/3528/77/
... edindiğimiz izlenim, haberin adı geçen muhabir tarafından olay yerine gitmeden "toparlandığı" yönünde; tıpkı öbür gazetelerin haberlerinde olduğu gibi... http://www.medyakronik.com/arsiv/110102m.htm |
|
YARGI AĞIR BASKI ALTINDA
BAV DAVASI'NDA VERİLEN ZAMANAŞIMI KARARINI KALDIRMAK AMACIYLA, YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ ÜYELERİNE BASKI YAPILMAKTADIR. 4422 SAYILI YASANIN ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN 10 SENE OLMASINDAN İSTİFADE EDEREK BAV DAVASINI BİRAZ DAHA YAŞATMAK İSTEYEN BİRİLERİ, "YARGITAY BAV DAVASINDA 4422 SUÇU OLUŞTUĞU İDDİASIYLA KARARI BOZDU" ŞEKLİNDE BİR HABER YAYINLATMIŞLAR, DAİRE ÜYELERİNİ BU ŞEKİLDE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞMIŞLARDIR.
Aralarında Sayın Adnan Oktar'ın da bulunduğu 36 kişi hakkında açılan "Bilim Araştırma Vakfı Davası" 11.1.2000 tarihinde İstanbul 1. DGM'de başlamıştır. Davada BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal ettiği öne sürülmüştür. Savunma'nın bu iddiayı tümüyle çürütmesi üzerine DGM "4422 iddiası mahkememizce benimsenmemiştir" sözleriyle görevsizlik kararı vermiştir.
Bu karara karşı yapılan itiraz da üst mahkeme tarafından reddedilmiş, böylece BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal eden bir yönünün bulunmadığı 2 ayrı mahkeme kararıyla kesinlik kazanmıştır. BAV Dosyası bu tarihten sonra tam 7 mahkeme dolaşmıştır. Bunların hiçbiri "bu davada 4422 suçu var" dememiştir.
Dava en son İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gelmiştir ve 24 Kasım 2005 tarihinde 6 sanık hariç diğer tüm sanıklar bakımından zamanaşımı kararıyla sonuçlanmıştır. (2004/337 esas sayılı dosya)
Davası zamanaşımına girmeyen 6 sanık bakımından dava kaldığı yerden devam etmiştir. "Çete" suçlamasının mahiyeti gereği iddialar herkes bakımından ortak olduğu için, mahkeme, zamanaşımı kararından önce araştırdığı hususları aynen araştırmayı sürdürmüştür. (2006/26 esas sayılı dosya)
Bu kapsamda Ebru Şimşek'in iddiaları, gizli kamera iddiaları, şantaj ve tehdit vs. iddiaların tümü incelenmeye, bunlarla ilgili karşı deliller toplanmaya ve karşı tanıklar dinlenmeye devam edilmiştir. Bu nedenle, davanın içeriğinde ve seyrinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Mahkeme sanki Sayın Adnan Oktar ve diğerleri hala sanıklarmış gibi aynı iddialar üzerinden incelemesini sürdürmüştür.
Savcılık Makamı 17.11.2006 tarihinde esas hakkında mütalaasını vermiştir. Savcılık, mütalaasında, sadece 6 sanık yönünden değil, Sayın Adnan Oktar ve davanın tüm diğer sanıkları yönünden değerlendirme yapmıştır. Dosyada hiçbir suç bulunmadığını belirten savcılık Ebru Şimşek'in iddialarının doğru olmadığını ayrıntılı olarak vurgulayarak beraat kararı talep etmiştir.
Altı sanıkla süren dava 22.1.2007 tarihinde beraat kararıyla sonuçlanmıştır. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığın görüşünü aynen benimseyerek BAV Davası yargılananlarının hiçbirinin hiç bir suçla ilgileri bulunmadığını hükme bağlamıştır. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiş, böylece Sayın Adnan Oktar da dahil tüm sanıklar aklanmıştır.
BAV Davası'nın zamanaşımına giren ilk bölümü bu arada Yargıtay'a gelmiştir. Yargıtay Savcılığı incelemesini yaparak zamanaşımı kararının onanmasını talep edip dosyayı 05.04.2006 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi'ne göndermiştir.
İşte bu noktada, BAV Davası'nı uydurma isnatlarla oluşturan karanlık çete tekrar devreye girmiştir. Devletimizin bazı etkili kurumlarının içine sızmış komünistlerden oluşan bu çete, çeşitli kolları vasıtasıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesi üzerinde ağır baskı kurmuştur.
Aylardan beri faaliyetlerini sinsice sürdüren çete bugün (18.5.2007) suçüstü yakalanmıştır.
Bir insanın BAV Davası'nda 4422 sayılı yasanın ihlali bulunduğunu söylemesi için o kişinin gözlerini husumet bürümüş olması gerekir. Çünkü BAV Davası'nda 4422 bulunmadığını, hem İstanbul 3. DGM hem de İstanbul 4. DGM karara bağlamıştır. Bu dosya dava sürecinde 2 kere Yargıtaya gidip gelmiş ve tam 7 mahkeme değiştirmiştir. Dosyayı bu aşamaya kadar inceleyen, 4422 sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını açıkça belirten ve bunu kabul eden adli mercileri saymak gerekirse:
- İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi
- İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesi
- İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi
- Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi
- Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi
- İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi (ikinci kere)
- İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı
- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Tüm bu mahkemeler ve Yargıtay daireleri, savcılarının da görüşlerine uygun olarak, dosyanın 4422 sayılı yasa değil, TCK 313 maddesi kapsamında olduğunu kabul etmişlerdir.
Özellikle de, İstanbul 3 No'lu DGM'nin 4422 Sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını belirten kararından sonra dosya görev ve yetki sorununun çözülmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmiş, Yargıtay dosyanın TCK 313 madde kapsamında, adli yargı mahkemelerinde görülmesine karar vermiş, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ni görevlendirmiş, yani dosyada 4422 SAYILI YASANIN UYGULAMA ALANI BULUNMADIĞINI bir kez daha tespit etmiştir.
Bu dosyayı inceleyen mahkemelerin, savcıların ve Yargıtay hakimlerinin hiçbiri bugüne kadar 1 kere bile "burada 4422 ihlali var" dememiştir. Üstelik, bu dosyada en son karar veren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi BAV Davası'nda (4422 suçu bir yana, bundan çok daha hafif olan) TCK 313 suçu bile bulunmadığını tesbit etmiştir. Bu karar da kesinleşmiştir.
Şimdi, ortada bu kadar mahkeme kararları varken, kim oldukları bizce malum birilerinin "burada 4422 suçu var" iddiasını Yargıtaya benimsetmeye çalışmalarının nedeni, 4422 sayılı yasanın zamanaşımı süresinin 10 yıl olmasıdır. Çete kendince bu uydurma iddiayı Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin üyelerine benimseterek davayı biraz daha yaşatmayı hedeflemektedir. |
- YENİ -
Kerem Gürtuna'nın Bilim Araştırma Vakfı ile herhangi bir bağlantısı olmamıştır. "Daha önce BAV ile bağlantım vardı" şeklinde verdiği beyanat doğru değildir. |
|
Satanistlerin yazışmalarından
- Daha önce kızını ve kendini pazarlayan Silikonlu Nuran'ın, Saxo Q'nun siğillerinin anal ve cinsel organ bölgesini sarması nedeniyle iş yapamaz hale geldiği için yeni gayrı meşru arayışlar içine girdiğini
- Bu yüzden son olarak, yeni bir gayrı meşru gelir elde etmek için, homoseksüel Kız kerem ile homoseksüel manyak gergedan lakaplı kişileri cinsi sapıklara pazarlama gibi iğrenç bir yola saptığını
- Homoseksüel Kız Kerem'i, pazar akşamı bir iş adamına kadın kıyafeti giydirerek manyak gergedan lakaplı homoseksüel ile kol kola gönderdiğini
- Ayrıca evlere giderek bir kozmetik firmasının ürünlerini illegal pazarlayan bu ekibe mensup bir kadının, ahlaksızca talebi olanlara simsarlık yaptığını
- Bu kadının güzellik malzemesine ihtiyacınız var mı diye evlere giderek kendince uygun gördüğü evlerdeki kişilerin, kadın talebi veya cinsi sapıksa bu tip eğilimlerini tespit ederek Silikonlu Nuran'a durumu bildirdiği ve bunun karşılığında bu gayri meşru işlerden Silikonlu Nuran'dan %30 pay aldığını
- Yine bu kadın simsarı kadının illegal pazarladığı kozmetik ürünleri ile, homoseksüel Kız Kerem'in pazarlanmadan önce yüzüne bizzat makyaj yaptığını ve her makyaj başına bunlardan para aldığını, para kazanmak için böyle iğrenç bir metod bulduklarını öğrendik.
Yine bu yazışmalardan edindiğimiz bir bilgide de
bu kişilerin bu bilgileri nasıl öğrendiğimize şaşırdıkları ve daha ketum olmaları gerektiğine dair karar aldıklarını tespit ettik.
Bu bilgiler yer yer saat saat elimizde mevcut. Böyle insanlar herşeyi yapabilecek kapasitededirler. Yazışmalarında kaybedecek birşeyimiz yok diyorlar. Onun için BAV ve Sayın Adnan Oktar'a karşı herşeyi yapabilecek durumdalar. BAV ve Sayın Adnan Oktar'a düşman olan çevreler, bu kişilere belli miktarda para vererek saldırmaları ve tuzak kurmaları için kışkırtıyorlar. Bu kişilerin işi gücü de yok. Aç ve sefil insanlar. O yüzden tehlikeliler. Bu kişiler ve bu karanılık örgütlenme içine katılanlar, emniyet birimlerince uzun bir süredir izlenmektedirler. Haklarında birçok mahkemece çete ve illegal örgütlenmeden dolayı ayrıca şantaj, tehdit ve hakaret ile de ilgili soruşturmalar devam etmektedir. Henüz soruşturma aşamasında olduğu için detaylı bilgileri daha ileriki bir zamanda yine bu sitede açıklayacağım. |
Müslüman basına sızması için Satanistlerce görevlendirilen "Silikonlu Nuran" lakaplı Satanist kadın, başörtülü resimler çektirerek muhafazakar bir kısım gazetelere bu resimleri göndermiş ve gazetelerinde yazar olarak görev almak istediğini söylemiştir. Azılı din düşmanı ve üst dereceden satanist olduğu halde kendini ehli sünnet dindar müslüman olarak tanıtmıştır. Fakat muhafazakar basın kuruluşları, kişiliğinden şüphelenerek bu kişiyi bünyelerine almamıştır. Silikonlu Nuran'ın buradaki amacı, ajan provakatör olarak Müslümanların arasına girmek, sahte ihbarlarda bulunmak, Müslümanlara yönelik baskı oluşturmak, Müslümanlar aleyhinde iftiralarda bulunmak ve onları mağdur etmektir. Bunun karşılığında bazı karanlık mihraklardan para alacağını sanan Satanist Nuran ve Saxo (Q) lakaplı kişiye karşı muhafazakar ve mukaddesatçı çevreler son derece dikkatli olmalıdır. |
Satanistlerin yazışmalarında
- Silikonlu İblis Nuran lakaplı satanistin, yıllarca evli olduğu halde fuhuş ile geçimini sağladığı,
- Müşteri bulamayınca kendine silikon taktırdığı,
- Bunu kendi çıkarı için yapmadığını, müşterileri istediği için bunu yaptırdığını söylediği
- Ayrıca kendi kızını da Ataköy'de sattığı
- Ataköy'de satış yapılan yere 'Dükkan' adını verdiği ifade ediliyor.
Bu yer Ataköy Gazi Sitesi'ndedir. Ve ismini verdiğim kişiler de (G., D.) doğrudur. Kanaatiniz gelmezse açık adres ve kapı numarasına kadar verebilirim. Hatta ahlak polisindeki kayıtlarına kadar verebilirim. Burda anlatılanların tamamı belgeli ve doğrudur. Ve bu iki satanistin yüzlerce müşterisi var. Bu kişilerden de bilgi aldık.
Ayrıca satanistlerin yazışmalarında
- Silikonlu Nuran'ın iyice çökmüş bir insan olduğu için ve artık fuhuş yapamadığı için şimdi Cevat Babuna'ya yanaştığı
- Cevat Babuna'ya 'Sana her türlü hizmeti yapabilirim, yazı da yazabilirim' dediği
- Ve böylece satanist Q ile birlikte, BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhindeki yazıları yazanların bunlar olduğu
- Karşılığında Cevat Babuna'dan para aldıkları
- Hatta geçen gün, satanist homoseksüel Kız Kerem'in, daha önce televizyonda çıkan haberlerden hazırladığı uydurma propaganda kasetini, kendi aklınca BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhinde olabileceğini düşünerek çoğaltmak için Cevat Babuna'dan yüklü miktarda para aldığı belirtiliyor.
Tam bir sefalet, rezalet ve zavallı duruma düşme mevzu bahis. Cevat Babuna ile Semin Babuna'yı tokatlayan tokatlayana, kandıran kandırana.
Ayrıca bu yazışmalarda
Saxo (Q) lakaplı kişinin de fuhuş yapamamasının sebebinin cinsel organını ve anal bölgesini tamamen saran siğiller olduğu ve bunu da 'Logar çukurunda çiçek açtı' diye çok münasebetsiz bir üslupla anlattığı belirtiliyor. |
Saxo (Q) lakaplı satanistin bir başka satanist ile yaptığı yazışmalarda Logar çukurunda ve yüzümde de çiçek açtı şeklinde bir yazışması var. Bunu araştırdığımızda satanistlerden aldığı pislik nedeniyle anal bölgesinde oluşan siğillerin yüzüne de bulaştığını ve bunun için doktor tespiti olduğunu öğrendik. Anal bölgesinden yüzüne bulaşan siğiller yüzünde açıkça görülüyor. Satanistler tarafından ajan provokatör olarak BAV içine sızdırılmaya çalışılan bu kişi hemen tespit edilmiş ve BAV camiasına hiçbir şekilde yaklaştırılmamıştır. |
DİKKAT
SATANİSTLER BAV VE SAYIN ADNAN OKTAR'A KARŞI ÖRGÜTLÜ SALDIRIYA HAZIRLANIYOR
|
Satanist yazışmalarında,
1. Satanistlerin "Silikonlu İblis Nuran" isimli kişinin liderliğinde toplantı yaptıkları belirtilmektedir.
2. Silikonlu İblis Nuran'ın yardımcısı olan kişinin bütün Ataköy satanistleri arasında çok ünlü olduğu, "İblisin tohumu" olarak da tanındığı ve "Q" işaretini de kullandığı
3. Ayrıca bu kişinin satanistler arasında "Logar Çukuru, Saxo (Q), Tanker" gibi çok kötü lakaplarla tanındığı
4. Bu kişiye, Tanker lakabının, satanistlerin cinsel atık pisliklerini vücudunda topladığı için satanistlerce takıldığı
5. Bu satanistin kendi okuduğu lisede de Saxo (Q) ve Tanker lakaplarıyla tanındığı
6. Ve vücudunun bu iğrenç kapasitesiyle Tanker lakabını aldığı, Ataköy satanistleri de dahil olmak üzere herkes tarafında bilinmekte olduğu
7. Bu iki kişinin, Cevat Babuna'ya yanaşarak ondan aldıkları para karşılığı BAV ve Adnan Oktar aleyhinde faaliyet göstermek üzere anlaştıkları açıklanıyor.
Yine Satanistlerin yazışmalarında,
8. Satanistlerden Kız Kerem lakaplı homoseksüelin, satanistlerin ayin toplantısında manyak gergedan lakaplı satanistle erkek erkeğe evlendirildiklerini
9. Bu iki satanistin 'Şeytanların balayı' şeklinde bu iğrenç hayatlarını sürdürdükleri
10. Kız Kerem lakaplı homoseksüelin gerçek kimliğini saklayıp Cevat Babuna'ya yanaşarak "Her türlü konuda size yardım ederim" diyerek Cevat Babuna'dan para aldığı
11. Ayrıca nasıl kandırıp para aldığını, bu paraları nerelerde kullandığını
12. Kız Kerem'in 'Cevat Babuna ile sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptık' diye belirttiği
13. Yine Zekeriya Beyaz Hoca ile de geçen hafta sabaha kadar baş başa durum değerlendirmesi yaptıklarını belirttiği bildiriliyor. |
Ayrıca bu yazışmalarda
- Taksimdeki Kızıl Şeytan ekibi ile de bağlantıya geçtikleri
- "Kaybedecek bir şeyimiz yok, Şeytan bizi bekliyor" sloganı ile hareket ettikleri belirtiliyor.
Bu kişilerin ne kadar tehlikeli insanlar olduğunu bir çok kişi bilmemekte. O yüzden buradan açıklıyorum. |
Satanistlerin yazışmalarından
- Saxo (Q) lakaplı kişinin, Ataköy'de tanınan kişiler olan ortaokul mezunu G. ve D. isimli satanist fahişelerle Ataköy Gazi sitesinde birlikte kaldığı
- Bu randevu evi gibi kullanılan evde kendini satarak geçimini ve okul masraflarını kazandığı
- Saxo (Q) lakaplı kişinin kokain kullanmaktan burnunun deforme olduğu ve çirkin ve biçimsiz bir hal aldığı ve burnunun bu çirkin görünümü ile hemen dikkat çektiği
- Kokain etkisi ile diş eti çekilmesi olduğu, bunun için tedavi olduğu ama burnuna çözüm bulunamadığı
- Fuhuştan elde ettiği gayri meşru paralarla hem satanistlere destek sağlayıp hem de C isimli mafya elemanından kokain temin ettiği,
Anlaşılıyor. |
Satanistlerin yazışmalarında,
- Silikonlu İblis Nuran lakaplı kişinin homoseksüel bir medyumla sürekli görüştüğü
- Onun garip iddialarına inanarak karanlık eylemler yaptığı
- Bu medyumun güya şeytandan bilgi aldığını Silikonlu İblis Nuran'a ilettiği
- Bu sapık medyumun hemen her sözüne inandığı
İfade ediliyor. |
Yine bu yazışmalarda
- Saxo (Q) lakaplı kişinin 2000 yılında bir dersanede tanıştığı FA isimli bir gencin kız kardeşi olan C'nin ziynet eşyalarını çaldığı
- Çaldığı eşyaların dersanede Saxo (Q) lakaplı kişinin üzerinde yakalandığı
- Fakat şahısların çalınan eşyaların bulunmuş olmasından dolayı, olayı emniyete intikal ettirmedikleri
açıkça ifade ediliyor. |
Bu iki kişi ile ilgili burada yazılanlar, kendi mahallerinde de çok açık biliniyor, okullarında da. Saklı, gizli bir konu değil. Saxo (Q) lakaplı kişinin okulunda birkaç kişiye sorduğumuzda hemen bilgi verdiler. Hiç abartı da yok. Bire bir doğru hepsi. Örnek olarak, Saxo (Q) lakaplı kişinin kokainden burnunun genişlemesi açıkça görülüyor. Kokain sebebiyle rahatsızlanan diş etlerinden tedavi olduğu doktor raporu ile sabit. Hırsızlık olayı bizzat olayın mağdurları tarafından bildirildi. Fahişelik olayı sabit, evin yeri belli. En açık biligiyi okulundaki kişilerden alabilirsiniz. Ve tamamının doğru olduğunu anlayabilirsiniz. Ki burada belirtilenler en az kısmıdır. |
Gene de kuşkusu olan varsa Saxo (Q) lakaplı kişinin okuluna gidip 1 - 2 dönem önce mezun olan hatta son sınıflardan herhangi bir öğrenciye sorun.
- Tanker lakaplı kişi bu okulda okudu mu?
- Satanist miydi?
- Lakabı Saxo olan bir kız tanıyor musunuz?
- Saxo lakabı neden verilmişti?
diye sorun.
Hemen tereddüt etmeden yanıtlarlar. Şüphelenenler için bu çok güçlü bir delil. |

MANYAK GERGEDAN VE KIZ KEREM'İN TUZAKLARINA DİKKAT
manyak gergedan lakaplı psikopat bir homoseksülle yıllardan beri karı koca hayatı yaşayan Kız Kerem, bu sapık ilişkinin öğrenilmesi üzerine dışarıdan bulduğu zavallı bir kızla anlaşarak göstermelik bir evlilik yapma hazırlığında. Bu yöntemle kendince homoseksüel yaşantısını çevresinden gizleyebileceğini zannetmektedir. Böylece ağlarına düşürecekleri gençleri ehli sünnet harici sapkın inançlarına ve kendi çirkin emellerine alet edebileceklerini düşünmektedirler. |

CEVATÇILAR TOPLU HALDE |
TELEVOLE KÜLTÜRÜ BÜYÜK BİR TEHLİKEDİR
Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman ülkelerde savaş, katliam, terör, bombalama, kargaşa ve yıkım devam ediyor. Dünyayı saran bu güvensizlik ve savaş ortamı, her geçen gün daha da geniş kitleyi etkisi altına alıyor ve dünyanın çok geniş kesimlerine yayılıyor. Masum insanlar, çocuklar, kadınlar öldürülüyor; camiler, hastaneler, okullar, pazar yerleri bombalanıyor; şehirler yerle bir ediliyor; milyonlarca insan korku ve endişe içinde yaşıyor ve bu olağanüstü korku ve dehşet ortamı insanların büyük bir bölümünü etkiliyor. İnsanlar, huzur içinde yaşamayı istemelerine rağmen bu imkana sahip olamıyorlar, çocuklarını koruyamıyorlar, evlerinde normal bir hayat yaşayamıyorlar.
Bu şiddetli zulmün yaşandığı ülkelerden bazılarının içinde bulunduğu durum özetle şudur:
- Irak'ta Müslümanların birbirlerine kırdırılması, Sünniler ve Şiiler arasında mezhep çatışmalarının körüklenmesi, her gün onlarca kişinin yaşamını yitirmeye devam etmesi,
- Filistin'de askerlerin çocuklara silah doğrultması,
- Çeçenistan'da doğumevlerinin bombalanması, çocukların katledilmesi, tanklarla sivil halkın ezilmesi,
- Lübnan'da Müslüman halkın hala savaş yaralarını sarmaya çalışması,
- Bosna Hersek'de masum halkın sırf Müslüman oldukları için katledilmesi, hamile kadınların vahşice öldürülmesi ve nüfusun büyük bir bölümünün yok edilmesi. Bu baskı ve vahşetin etkilerinin halen devam etmesi ve bütün dünyanın bu vahşete seyirci kalması. Masum halkın göçe zorlanması, evlerini terk etmek zorunda kalmaları,
- Doğu Türkistan'da Müslüman halkın dini eğitim görememesi, baskı ve ölüm tehdidi altında dinlerinden uzaklaştırılmaya çalışılması. Bunun için her türlü imkanlarının ellerinden alınması, soykırım yolu ile Müslüman halkın azınlık ve ezik kesim haline getirilmeye çalışılması,
- Keşmir'de mülteci kamplarında yaşayan Müslüman halkın zulüm, işkence ve baskı altında yoksul, savunmasız şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışmaları ve bu baskının halen devam etmesi,
- Cezayir'de senelerce körüklenen iç savaş ve katliamlar sonucu Müslüman halk için halen güvenli bir ortam olmaması, halkın kıtlık ve sefalete terk edilmesi,
- Afganistan'da komünist rejimin uyguladığı zulmün senelerce devam etmesi, köylü halkın canlı canlı yakılması, içme suyu kuyularının zehirlenmesi, halkın halen ülke topraklarında var olan mayınlarla sakatlanmaları ve bu tehditkar sistemin kesintisiz olarak devam etmesi, halen halkın perişanlığı, meydana gelen terör olayları,
- Özbekistan'da komünist sistemin anti-İslami baskısının yoğun şekilde sürmesi; iç karışıklıkların, ekonomik sıkıntıların, hukuk dışı gelişmelerin ve insan hakları ihlallerinin devam etmesi; Müslüman halka karşı şiddetli bir baskı ve sindirme politikası uygulanması,
- Eritre'de İslami eğitimi veren okulların kapatılması, camilerin yıkılması, yüzbinlerce insanın evlerini terk edip komşu ülke Sudan'a sığınmaları, Müslümanların hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınıp tutuklanmaları, adaletsiz mahkemelerde yargılanıp idamla cezalandırılmaları, Müslüman nüfus arasında kayıpların, faili meçhullerin sayısının gün geçtikçe artması,
- Somali'de, bir yanda iç çatışmaların, bir yanda açlık ve kıtlığın insanları ölüme doğru götürmesi; din ahlakından uzak olmanın bir sonucu olarak güçlü ülkelerin fedakarlık ve yardımseverlikle ülkedeki açlık ve sefalete çözüm bulabileceklerken, tüm olanlara seyirci kalıp bu ülke insanlarını ölüme terk etmeleri,
Dünyada Müslümanlara karşı bu kadar şiddetli bir zulüm varken, insanlar sırf Müslüman oldukları için açlık ve ölüm tehdidi altında yaşamak zorunda bırakılırken, ibadet özgürlükleri engellenirken, kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalırken, çocuklarının ve eşlerinin ölümüne şahit olurken, bu zulme karşı İslami, ilmi, bilimsel bir mücadele vermek yerine, veya bu mücadeleyi verenlere destek olmak yerine, şeytani insanlarla şeytani varlıklarla işbirliği yaparak Müslümanlar aleyhine faaliyet yapmak çok büyük bir vicdansızlıktır. Deccali fikir sisteminin altında ezilen imanlı halk için çaba göstermeden oturmak, bunun yerine samimi Müslümanlarla mücadele içine girmek ancak şeytanın etkisi ile olabilir.
|
|
Edip Yüksel, Ehl-i Sünnet inancında farz olan 5 vakit namazı, 3 vakite indirmiştir. Sünnet namazlarını da reddetmektedir. Namazın Müslümanlar için 5 vakit farz olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınlarında ve internet sitesinde net ve açık olarak beyan edilmektedir. Bu konu, Ehli Sünnet itikadında, ayet, hadis, icma ile savunulur. Edip Yüksel, 1400 yıldır anlatılan İslam dinini kendi yorumlarıyla değiştirmektedir.
Edip Yüksel, Ehli Sünnet inancını reddeden bir kişidir. Cevat Babuna da Edip Yüksel'i tüm gücüyle desteklemektedir.
Edip Yüksel'in Mesaj isimli kitabında ve internet sitesinde bu konuda açıklamaları bulunmaktadır.
(Mesaj Kuran Çevirisi, Edip Yüksel, s. 544)
(http://www.19.org/km/EY/A01)
Edip Yüksel, kendince sünnet namazlarının gereksizliğini de Mesaj isimli kitabında ve internet sitesinde anlatmıştır.
(Mesaj Kuran Çevirisi, Edip Yüksel, s. 544- 545)
(http://www.19.org/km/EY/A01)
Edip Yüksel http://www.star.com.tr adresinde verdiği ve sitesinde de yayınladığı röportajında da sünnet, fıkıh ve hadisler hakkında aynı ifadeleri tekrarlamış, Ehli Sünnet inancını reddettiğini açıklamıştır.
(http://19.org/index.php?id=45,151,0,0,1,0) |
|