Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı
insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri
halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel
vekildir" diyenlerdir. Bundan dolayı, kendilerine hiç bir
kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle
geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük
fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 173-174)
Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini
hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti
de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan
korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.
(Maide Suresi, 11)
Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan'
başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere
içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar'
vardır. Allah, zulmedenleri bilir. (Tevbe Suresi, 47)
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis)
men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık
ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?
Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde
selamlamıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla
Allah bize azab etse ya." derler. Onlara cehennem yeter;
oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele
Suresi, 8)
Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis)
iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan
işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o onlara hiçbir şeyle
zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül
etsinler. (Mücadele Suresi, 10)
Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa
onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle
karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına
kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak
uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün."
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i
İmran Suresi, 119)
Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin
ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan
bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar
veya girebilecekleri bir yer bulsalardı hızla oraya yönelip koşarlardı.
(Tevbe Suresi, 56-57)
Zarar vermek inkârı (pekiştirmek) mü'minlerin arasını
ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek
için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik"
diye yemin edenler (var ya) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına
şahidlik etmektedir. (Tevbe Suresi, 107)
Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin
içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz
için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan
her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan
(iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. Onu
işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi
nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş
iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (Nur Suresi,
11-12)
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir
kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder
ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar
veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i
İmran Suresi, 120)
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler.
Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi
'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah,
yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın"
denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.
Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
(Bakara Suresi, 11-12)
Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah
ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi"
diyorlardı... Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra
da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı,
hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız)
kalmazlardı. (Ahzab Suresi, 12-14)
Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında
olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki
çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın,
oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir
kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)
Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve
sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri
halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.
(Tevbe Suresi, 48)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara
Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta
kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)
Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın
kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? (Muhammed
Suresi, 29)
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye
uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan
dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi, 28)
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar.
Onlara bir yardımcı bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)
Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı
bir azab vardır. (Nisa Suresi, 138)
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından
çıktıkları zaman onlardan bir grup karanlıklarda senin söylediğinin
tersini kurarlar. Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen
de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah
yeter. (Nisa Suresi, 81)
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek
yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte
uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" "Ya
da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte
olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler
dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz."
Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.
Artık onlar hiç bir yol bulamazlar. (Furkan Suresi, 7-9)
… Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli
edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.
(Araf Suresi, 30)
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten
gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız';
artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)
Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri
dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir,
artık onlar kavrayamazlar. (Münafıkun Suresi, 3)
Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa, size düşman
kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar
sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi,
2)
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan
sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği
şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar,
işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)
Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman
ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: 'Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün
bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.' Ve
(bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.
(Ahzap Suresi, 22)
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan
sonra bozarlar... (Bakara Suresi, 27)
Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını
görürsün... (Maide Suresi, 80)
Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor?
Yoksa onlar azgın bir kavim midir? (Tur Suresi, 32)
Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili
ve aykırı görüşler) içindesiniz. (Zariyat Suresi, 8)
Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara
verdiklerini mi kıskanıyorlar?.. (Nisa Suresi, 54)
... Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.
(Zuhruf Suresi, 58)
Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır;
kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar...
(Tevbe Suresi, 67)
De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok
hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların,
dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte
güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Kehf Suresi, 103-104)
Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın,
O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar."
(Münafıkun Suresi, 8)
|