Sayın Nesrin Barlan'ın Sayın Nurettin Ak'a gönderdiği dilekçe







Sayın Başkan Nurettin Ak,

Değerli mahkeme üyeleri,

Huzurlu ve geleceğine güvenle bakan bir evlat sahibi olduğum için hep sevinmişimdir. Çevremdeki insanlardan benim gibi vefalı evlatlar sahibi olmaya imrenmişlerdir.

Son 3 yıldır devam eden bir kabus, özellikle son birkaç aydır iyice uykularımı kaçırmaya başladı. Huzurum, rahatım kalmadı ve geleceğe artık o kadar da güvenle bakamaz oldum. Bunun sebebi, mahkemenizde yargılanan oğlum Gökalp Barlan hakkında 1 ay sonra karar verecek olmanız. Bilim Araştırma Vakfı ve Adnan Oktar ile ilgili davada 1 ay sonra oğlumun yıllarca bir hiç uğruna hapis yatıp yatmayacağı belli olacak.

1 ay sonra adaletin tecelli edeceğini, masum insanların masumiyetlerinin ispatlanacağını ümit ederek her gece dua ediyorum.

Size bu mektubu yazıyorum çünkü oğlum ve arkadaşları hakkında bir anne olarak benim ne düşündüğüm çok önemli. Eğer ben onların karakterlerini, yapılarını, yaşantılarını tanıyıp biliyorsam ve tasvip ediyorsam, o zaman çocuk sahibi insanlar olarak sizler de bunu anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Bugüne kadar yüzlerce suçluyla, katille, kanun dışı devlet düşmanıyla karşılaştığınız mahkeme salonunda bu sefer onlarla tanıştınız. Farklı oldukları ve o salona ait olmadıkları çok belliydi. Bu çocuklar o mahkeme salonunu da aydınlatan, nurlu, münevver ve efendi oldukları her hallerinden anlaşılan yüksek ahlaklı insanlar.

Haklarında bugüne kadar pek çok iftira atıldı, türlü yalanlar uyduruldu, ahlaksızca yakıştırmalar yapıldı. Benim oğlumun ve en az oğlum kadar sevdiğim arkadaşlarının televizyonlarda, gazetelerde çeşit çeşit resimleri çıktı: Resimlerinin altına çirkin yakıştırmalar yapıldı. Bunları burada yazmaya bile utanıyorum. Fakat bu bir olumsuzluk değil çünkü güneş balçıkla sıvanmaz. Siz de mahkeme salonunda şahit oldunuz, bu insanların bu söylenenlerle alakası yok.

Yine de bu tür çirkin yakıştırmalar bizim çok ağırımıza gidiyor, ailece düşkün olduğumuz şerefimize, haysiyetimize dokunuyor.

Oğlum Gökalp iyi bir eğitimi, iyi bir işi olan maddi durumu yerinde bir insandır. Popüler bir genç olmasından dolayı, sosyal çevresi çok geniştir. Gökalp 1987-1994 yıllarında profesyonel mankenlik ve oyunculuk yaptı. Çeşitli yarışmalarda 5 kere Türkiye'nin en iyi mankeni seçildi. TV dizilerinde oynadı. Yurt dışında da çeşitli organizasyonlara katıldı. Unicef gibi yardım kurumlarının düzenlediği yurtdışı toplantılarında gönüllü olarak bulundu. Ayrıca Karaköy Leo kulübünün üyesi olarak katıldığı organizasyonlarda mansiyonlar aldı. Yıllarca İTÜ'de basket oynadı, bir çok kayak ve yüzme şampiyonlarına katıldı.

Hem iş çevresinden hem sanat dünyasından hem yaptığı sporlar vesilesi ile çok sayıda bayan arkadaşı oldu. Bunların bir kısmını ben tanırım. Saygı duyduğum değerli hanımlardır. Çeşitli vesilelerle sohbetlerim olmuştur. Gökalp sadece mankenlik süresi içinde 12 binin üzerinde hayranından mektup alırdı. Her gün evimizin kapısına genç kızlar gelir, oğlum sokakta yürüdüğü zaman herkes dönüp bakar. İddia edildiği gib cinsel yönden menfaat sağlamak için böyle bir yapılanmanın içinde olmaya ihtiyacı kesinlikle yok.

Oğlumun arkadaşları da eğitim, ekonomik düzey ve sosyal çevre olarak toplum ortalamasının üzerinde insanlar. Hepsi çok gösterişli, nezaketli, bakımlı, sağlıklı ve herkesin hayranlık duyduğu ahlaki vasıflara sahipler. Bu vasıflara sahip olan insanlar, cinsel tatmin aradıkları takdirde bunu kolaylıkla elde ederler. Kız arkadaşları flörtleri olabilir. Bu bayanlarla olan ilişkilerinin sınırlarını kendi vicdanlarına ve değer yargılarına göre belirlerler.

Bu durumda oğlumun ve arkadaşlarının menfaat sağlamak için "örgüt" kurduklarını iddia etmek hangi akla mantığa sığar? Kim kız arkadaş edinmek için örgüt kurar? Zaten kolaylıkla elde edilebilecek birşey için "örgüt"e ne gerek var?

Bu gençlerin ne bir çeteyle, ne de serbest cinsellik meraklısı kimselerle en ufak bir benzerliği yoktur. Onlar, istedikleri takdirde kolayca elde edebilecekleri menfaat, zevk ve eğlenceden inanç ve idealleri uğruna vazgeçen ve bunun yerine saygın ve şerefli bir hayatı tercih eden insanlar. Tam olarak ATATÜRK gençliğine yakışır bir tavır içindeler.

Ayrıca, oğlumun arkadaşlarının bir kısmı evli ve benim de tanıdığım bu çiftler mazbut bir Türk ailesine yakışan evlilik hayatına sahipler. Çolukları, çocukları var. Böyle masum insanlara, aile hayatlarına iftira atmak hangi vicdana sığar?

Olayın başka yönü de şu; polisin operasyon yaptığı gece aynı anda onlarca eve girilmiştir. Ama bunların hiçbirinde, öyle atılan iftiralara benzer tek bir durumla karşılaşılmamıştır. Eğer o iddialar doğru olsaydı hiç olmazsa bir tanesinde bu iddiaları doğrulayacak şeyler bulmaları gerekirdi. Demek ki, iddialar tamamen hayale dayanıyor, belgeye kanıta değil.

Bu çocuklar, bugün bırakın Türkiye'yi dünyada eşi benzeri zor bulunacak insanlardır. İçki içmezler, sigara içmezler, en ufak bir kötü alışkanlıkları yoktur. Hep nezaketli, vefalı, aklı başında, vicdanlıdırlar. Sadece küçüklere değil, nice büyüklere de örnek davranışları vardır.

Bugün huzurumuzda yargılanan Adnan Oktar Beyefendinin, yazdığı kitaplar ile gazetelerde ve dergilerde yayınlanan makaleleri vesilesiyle bu gençlerin böyle hizmet aşkıyla yanan memleketine aşık bireyler olarak yetişmesinde büyük pay sahibi olduğunu söylemeden edemem. Adnan Oktar hem eserleri, hem de evlatlarımıza aşıladığı güzel ahlak memleket, vatan, millet aşkı ve insan sevgisiyle onların bugünlere gelmesinde vesile oldu. Eserlerini senelerdir büyük bir zevkle okumaktayım. Çocuklarım çevremizdeki insanlar da Harun Yahya'nın bu kitapların takip ediyorlar. Benim ve diğer ailelerin bu konudaki yorumu, Adnan Oktar'ın yazdığı bu eserlerin çocuklarımızın manen yetişmesinde önemli bir yer tuttuğu, onların vicdanlı çevresine duyarlı, ailelerine bağlı insanlar olarak yetişmesinde vesile olduğudur.

Sizler,

Oğlum ve arkadaşlarının hakkında adaletle hükmetmek sorumluluğunu taşıyan kişilersiniz. Bu nedenle kalabalık dosyalarla dolu makamınızdan çıktıktan sonra, vicdanınız rahat bir şekilde dolaşmayı düstur edinmiş insanlarsınız. Bu gençler, şu anda sizin dosyalarınızın içine sıkışmış gibi gözükseler de eliniz vicdanınıza koyduğunuzda onların aslında bu ülke için çok gerekli birer kazanç olduğunu siz de fark edeceksiniz. Bu insanlarla Mahkeme salonunda Hâkim – sanık, Savcı – sanık münasebetiyle değil de bir komşuluk, dostluk, bir gönül birliği münasebetiyle tanışmış olsanız tüm kalbimle söylüyorum ve eminim ki, sizler de onları örnek olarak etrafınıza gösterirdiniz.

Aydın, kültürlü, iyi huylu, nazik, yardımsever, devletine milletine hayırlı bu evlatlarımızın yıllarca hapislerde çürümelerine lütfen müsaade etmeyin. Suçlulara suçlu muamelesi yapın ama suçsuz insanlara da hakkını verin. Adaleti layıkıyla uygulayacağınıza ve bunca anne babayı, bu gençleri tanıyan bunca insanı vereceğiniz kararla rahatlatacağınıza inanıyorum.

Saygılarımla,

Nesrin Barlan